Anasayfa / RÖPORTAJLAR / ŞİFANIN KAYNAĞI, DOĞAL HAYATTA...
ŞİFANIN KAYNAĞI, DOĞAL HAYATTA...
17 Kasım 2009 Salı 00:00 Yazdır
Gribin dermanı karanfil…
Nazmi Bilgin’den bayrağı devir alan Süleyman Bilgin konuştu…

 
Türkiye’de ilk Tıbbi ve Aromatik Bitki İhracatını başlatanlardan Merhum Nazım Bilgin’in oğlu Bilgin Tarım Ürünleri Sanayi Ticaret A.Ş. Genel Müdürü Süleyman Bilgin, 35 yıldır aynı mesleği ilk günkü heyecanıyla sürdürüyor.
İşletme Mezunu olan Bilgin’in on parmağında on marifet var. Bir yanında siyasetçi, diğer yanında gazeteci kimliğiyle Sürmene’nin sevilen simalarından olan Süleyman Bilgin son günlerde doğal bitkilere karşı bir atılım olduğunu belirterek, özellikle Kuşburnu, Ardıç, Alıç, Kekik, Papatya ve Likarba’ya karşı ilginin bir hayli fazla olduğunu söyledi.

Bilgin’in doğal ürünler ve tıbbi ve aromatik bitki ihracatı ile ilgili görüşleri:

Bu işi ilk biz başlattık...
Babam, merhum Nazım Bilgin Sürmene’de yaşayan tarih olarak bilinirdi. Hayatını hayır işlerine, işine ve bitkilere adamış bir insandı. Çok sevilirdi. Hiçbir canlıyı incitmezdi. Sürmene’nin en eski esnaflarındanız. Deri, hurda ve fındık işi de yaptık. İşletme okudum ama baba mesleği daha tatlı geldi. Yıllarca birlikte çalıştık bu işin içinde büyüdük. Kopmak o kadar da kolay olmadı. Babam gibi bende bitkileri çok seviyorum. Dağları, yaylaları seviyorum. Babam, Tıbbi ve Aromatik Bitki, Çiçek Soğanı ihracatını Türkiye’de ilk başlatan kişilerdendir. Siyasetçi yönü de vardır. Bir çok kez çeşitli birimlerde görev almıştır. Derneklerde yöneticilik yapmıştır. Sayısız ödülleri vardır. Eski işimiz deri, hurda ve fındık alımıydı. Sonradan doğal bitki işine girdik. Aşağı yukarı 35 yıldır da bu işle meşgulüz. Fransa’dan Almanya’ya, Hollanda’dan Japonya ya kadar doğal bitki ve çiçek soğanı ihracatı yapıyoruz.

Sağlık için doğal bitkileri tercih edin...
Tıbbi ve Aromatik Bitkiler olarak başta Kekikten tutun ( yayla çayı) ardıç, Likarba, Kuşburnu, Alıç, Papatya, Kantaron, Mısır Püskülü’ne kadar bir çok bitki bizde mevcuttur. Kaynatılıp çay gibi içilen bitkiler; Kekik, Kuşburnu, Likarba, Papatya mide hazımsızlığına iyi gelir. Zinde tutar, üst solunum yollarına da etkilidir. Bunların hepsi birer ilaç. Zaten ilaçlar da bu bitkilerden yapılıyor. Biz nedense kendi topraklarımızda yetişen bitkilerin, madenlerin değerini bilmiyoruz. Dışarıdan elin oğlu geliyor, araştırıyor, buluyor ve gidiyor. Sonra ilacını, aşısını yapıyor ve bize satıyor. Bizde yüklerce para verip bunları alıyoruz. Oysa bizim elimizin altındaki madeni biz işleyemiyoruz.

Gribe karşı karanfil...
Son aylarca malum domuz gribi hastalığı tüm dünyayı kasıp kavuruyor. Hayatını kaybeden bir çok vatandaşımız var. Ancak normal gripten de her yıl binlerce insan ölüyor. Gribe karşı en iyi korunma yöntemi öncelikle temizlikten geçiyor. Sonrada karanfil ve kuşburnu. Beslenmeye de büyük ölçüde dikkat edilmesi gerekiyor. Bir kere tedbirini en baştan alacaksın. Sonra da doğal bitkilerle takviye vitamin.. Örneğin; Karanfili 2,5 litrelik bir suyun içine koyun. 2-3 gün bekletin. Sonra da sabah akşam o suyu için. Bakın bakalım grip oluyormusunuz? Mesela Ardıç, Karayemişin kurusu ve Likarba bitkilerinin şeker hastalığına çok iyi geldiğini bir çoğumuz biliriz. Likarbanın ayrıca kansere bile iyi geldiği biliniyor. Bunları söylerken şunu da belirtmek isterim. Ben ne doktorum ne de aktar. Sadece yıllarımı verdiğim doğal bitkilerin insan sağlığına ne kadar faydaları olduğu konusunda vatandaşlarımızı bilgilendirmek istiyorum.  Doğu Karadeniz Bölgesi Likarba’dan kaynıyor. ABD den bir sürü talep geliyor. Türkiye  bu konuda hala uyanamadı ama Rusya uyandı ve dağları Likarba kaynıyor. Bence Türk pazarını bile bile yok ettiler ve ne yazık ki bu pazarı diğer ülkelere kaybettik. Bunda en önemli faktörlerden biri de tıp doktorlarının ve yetkili kurumların bitkilerle olan tedavi şekillerini reddetmesi, halktan uzaklaştırması ve bitkilere karşı antipati oluşturulmasından kaynaklanıyor.

Kemoterapinin hammaddesi Türkiye’de...
Bunun bir diğer tarafı da milyonlarca insan ilaç sektöründen para kazanıyor. Çok uluslu ilaç firmaları dünyayı yöneten firmalardır. Bunlar, Türkiye gibi gelişmekte olan ülkeler için paydır. Avrupa, ‘Siz ilaç yapmayın. Bitkileri toplayın bize gönderin. Biz yapalım’ diyor. Sonra adamlar ilacı ve aşısını yapıyor ve bize yüklü miktarlarla satıyor. Kanser ilacının (Kemoterapi) hammaddesi Türkiye’dedir. Ama biz bunu alıp yapsak inanın bizi aforoz ederler. İşin özü gerçeği şudur: Bu iş milli meseledir. Bitkilerle tedavi çalışmasına önce yöre, sonra da Devlet sahip çıkacak.

Yararlı mı Zararlı mı?..
Son günlerde domuz gribi aşısı bayağı bir kamuoyunu meşgul ediyor. En çok da yan etkileri nedeniyle. Yararından çok zararı mı var? Denildiği gibi felç yapar mı?  İlaçların hepsinde yan etki vardır. Yan etkisi olmayan ilaç olur mu? Bu mümkün değildir. Ancak aşı olup olmama konusunda herkes hemfikirdir. Sonuçta vatandaşın kendi tercihidir. Kimse kimseye zorla aşı yapamaz. Şahsen ben olmayı düşünmüyorum. Zira bu riskte olmadığımı düşünüyorum. Bir Başbakan ‘Ben olmam’ derse  70 milyon insanda nasıl bir ruh hali oluşturursunuz  onu da varın siz düşünün”!.

Fındığın her aşaması kontrol edilmeli...
Bölgemizin en önemli gelir kaynağı hiç şüphesiz fındıktır. Elbette biraz da bu konuya değinmemiz lazım. Fındıkta arz talep dengesiyle piyasa oluşmalıdır. Bu milli servet olduğu gibi ayrıca milli meselemizdir de. Fındık her aşamasında kontrol altında olmalıdır. Bunu sadece satış aşamasında düşünmemeliyiz. Toplanıp, kurutulup, ilaçlanması her şeyi kontrol altında tutulmalıdır. Ondan sonra piyasa bizi nasıl olsa bulur. Bu olayı zaten kaydırdık. Azerbaycan Avrupa’nın fındık kapısı olmuş. ABD badem üretimi yapıyor. Bundan sonra fındığı da nereden alacak? Tabi ki Azerbaycan dan. Fındıkta iş sadece fiyatla bitmiyor. Fiyata takılıp kalırsak hata yapmış oluruz.

Fiyatı üretici belirlemeli...
Bir kere fındığın fiyatını üreticinin belirlemesi lazım. Bütün otoriteler bunu söylüyor. Fiyatlar şu an itibariyle elbette düşük görünüyor. Yukarı çıkması lazım. Çünkü millet onu bekliyor. Üçte bire düşen bir rekoltede fındık fiyatlarının böylece seyretmesi hiç de normal değil diye düşünüyorum. Bir defa bunu biz en baştan (sıfırdan)  baz alıp maliyet değerlerine göre hesaplamamız lazım. Dünyada çikolatasından ezmesine kadar geri gelelim bakalım nerde çakışıyor fiyat. O zaman fındığın gerçek değeri ortaya çıkar. Fiskobirlik’in mutlak suretle yeniden yapılanması lazım. Çünkü bunun önünü ancak Fiskobirlik açar. Örgütsüz, Kooperatifsiz bu iş olmaz. Fiskobirlik olmazsa başka bir kurum elbette olabilir. Adı başka olur ama mutlaka üretici yararına bir kurum olmalıdır.

ÖZGEÇMİŞİ:
Süleyman Bilgin 1961 yılında Sürmene’de doğdu. İlk, orta ve Liseyi Sürmene’de, yüksek okulu da 1987 yılında KTÜ Rize Meslek Yüksek Okulu “İşletmecilik” bölümünde okudu. Yabancı dil eğitimi için bir dönem İngiltere’ye gitti. İş hayatına merhum Nazım Bilgin’in yanında başladı. Daha sonra Bilgin Tarım Ürünleri ve Bilgin Dış Tic.Ltd.Şti.lerini kurarak Avrupanın ve dünyanın bir çok ülkesine Türkiye’de 3-4 firmadan bir tanesi olarak başta Doğal çiçek soğanı olmak üzere, tıbbi ve aromatik bitki hammaddesi ihraç etti. Bir çok STÖ’de ve derneklerde yönetici olarak faaliyetlerde bulundu. Siyasi geçmişi de olan Bilgin, bir dönem Hasan Tahsin Kırali İlköğretim Okulu’nda gönüllü olarak İngilizce dersleri verdi. Bilgin, evli ve iki çocuk babası.

Röportaj: Ömer ALTUNTAŞ

  Pazarkapı Mahallesi Sahil Cad. No:105 61200 Ortahisar / Trabzon
T. 0462 326 45 05    F. 0462 326 09 66

tb.org.tr